Bu Blogda Ara

3 Mayıs 2012 Perşembe

Zamanın zamansızlığı ve yarattığı belkiler


 Soğuk bir bahar akşamında serinliğin verdiği ürpertiyle kendime geldim bir an. Kafamda hayatı sorgularken buldum kendimi. Neydim, ne oldum ve ne olacaktım şeklindeki sorularla ruhumu bunalttığımı farkettim. Herşeyi düşünmenin verdiği yorgunluğu hissettim kendimde. Vucüdum ağırlaşmış, düşüncelerim  soyutlaşmış, insanlardan uzaklaşmış bir halde, geçen zamanın geçtiğini bile farketmeden zamanın dışında kalmışçasına duruyordum öylece.

 Hayat nedir ki? diye sordu yine içimdeki ses. Sus dedim içimden. Artık bunu düşünmek istemiyorum. Bıktım senin bu zırvalamalarından. Sorgulanacak bir hayat mı yaşıyorum ki bu soruları sorayım. Ortalama bir insanım işte. Belki de daha altı. Hayatını birilerine birşeyler kanıtlamak ile geçiren, başkalarını düşünmekten kendini unutan, kısacası hayatı kendi için değil başkaları için yaşayan bir insandım işte. Neden ve Niye diye sormanın zamanı çoktan geçmişti bile artık belki de. Belki de yeni bir başlangıç yapmak ve artık kendin için yaşamanın, başkalarına uzattığın elleri toplamanın zamanı geçmiştir. Neden olmasın ki? 

 Bu düşüncelerle ilerlerken yine "neden" sorusuna takıldığımı farkettim. Sonu olmayan bir soruya bu kadar cevap aramamın ne kadar da anlamsız olduğunu düşündüm. Hayat "neden"e cevap bulamayacak kadar kısa. Sormak bile anlamsız. Belki de tam tersi. Bu soruyu sormadan geçirdiğimiz her an anlamsızdı. Bunun cevabını bile verebilecek kimsenin olmaması insanlığın yaşadığı çaresizliğin en küçük kanıtı olsa gerek dedim içimden.

 Müzikle ilgilendin ve olmadı. Resimle ilgilendin ve elinde patladı. Artık bu ergen saçmalıklarını bırakıp hayat kurayım dediğinde bile herşey için çok geçti. Peki doğru zamanı tutturabilmek diye bir şey var mıydı? Doğru zaman gerçekten de doğru muydu? Doğru denen şeyin doğru olduğuna o an karar verebilir miydim? Peki doğru oysa yanlış neydi? Bunları düşünürken aklım yine paralel evrenlere kaydı. Başka bir evrendeki ben daha güzel bir hayat yaşıyor olabilirdi. Üniversite sınavı öncesinde o kadar strese girmemiş ve daha önce yaptığı denemelerdeki gibi toplamda 3-4 yanlışla bütün testi bitirebilirdi. İstediği bölüme gidip orada muhteşem işler başarabilirdi. Belki sporu da bırakmaz ve güzel bir vucüda sahip olabilirdi. Herkesi el üstünde tutmayıp insanlara daha normal yaklaşabilir, kendi hayatını yaşayabilirdi belki de. 

  Bunların hepsinin hayal kırıklığı yaratan saçma düşünceler olduğunu farkettiğimde bir kademe daha yükseldi mutsuzluğum. Belki de böyle olmamı sağlıyordum. Bilerek yapıyordum. İmkansız şeyleri isteyip onları yapamayacağımı bu istediklerimin olamayacağını bile bile kendimi bu yola atıyordum. Buna bir dur deme şansım var mıydı? Sen kim üçgen vucüt kim, sen kim o güzel kızlarla çıkmak kim, sen kim hayatının aşkını bulmaya çalışmak kim, sen kim ileride kafandaki o saçma sapan mükemmel hayata ulaşmak kim, sen kim bir yerde gördüğün o muhteşem şeye sahip olabilmek kim, sen kim onu yapmak kim, sen kim x kim, sen kim y kim.. Kim kim kim kim kim..

 Yalnızlığın en güzel ve en kötü yanı kendinle başbaşa kalmak. Kendimle barışık olsam belki de en güzeli olurdu bu yalnızlık. Acaba sevmediğim ve bana kötü gelen ben miyim yoksa yaptığım seçimler mi? Beni ben yapan yaptığım seçimlerse zaten o zaman aynı kapıya çıkıyor aslında. 

 Lanet olsun ki yine düşündüm. Düşünmek istemeden düşündüm. Var olduğum için düşündüm çünkü düşündüğüm için vardım. Durdum kendi kendime ve dedim ki ben kimim? Ben neyim? Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim demişler. Kim demişse çok ağır yalan söylemiş. Etrafa baktığımda herkesin bir olayı var. Onları insanların yanında tutan, insanların onlarla beraber olmasını istediği özellikleri. Sonra kendime baktım ve bir bok olmadığını farkettim. Beni özel kılan hiçbir şey yok.
-Belki de dedim komik olmam mı?
"Salak" dedi bir tarafım, komik olmansa eğer bu berbat bir şey değil mi? Arkadaş grubundaki şaklabansın, palyançosun, soytarısın ve işte o kadarsın. Sıfatları düşündüm.
-Zeki mi?
*Senden daha zekileri var ve sen de ortalamanın üstü sayılmazsın. Bu değil.
-Yakışıklı mı diye demeden direk gitti bile soru.
*Düşünme bile dedi bir yanım kahkahalar içinde. Sen mi? HAH!
-Müzisyen tadı?
*ı ıh. Alakan yok.
-Sofistike şeyler konuşan böyle Filozof falan tadında?
*Soytarısın dedik ya. Kaç filozof soytarı gördün?
-Yemekler falan? Bak onu iyi yapıyorum ama?
*Ee bu sana ne kattı? İnsanlar seni yemeklerinle anıyorsa neden aramıyor kimse seni bu yüzden? Neden sormuyorlar?
-O zaman tek bir şey kalıyor. Katalizörüm ben sadece, aradaki tampon çözelti, kullan at makinesi, bir paket selpak..
* Hah şunu bileydin. Sen kendini vazgeçilmez sandın. Sen insanlardan vazgeçmedin ama hangisi senden vazgeçmez ki? Sen bir hiçsin. Evrende bir toz zerreciği kadar bile değerin yok belki de. Yarın ölsen kaç gün ağlarlar arkandan? Kaçı özler seni? Kaçı hatırlar yıllar sonra. Belki o zaman bir yararın dokunur ama insanlığa. Toprağa karışır gidersin. Belki bir çiçeğe belki de bir böceğe hayat verirsin. İşte değerin ancak o kadar.
-KAPA ÇENENİ ARTIK YETER! diye bağırmak istedim. Kafa tasımı açıp içinden o yaygaracı ve alaycı beynimi çıkarıp yumruklamak istedim. Ama ya haklıysa diye düşündüm. Yine düşündüm.

 Bu uzun konuşmadan sonra sustu beyin. Haklılığının keyfini sürermişçesine takılıyordu her zamanki yerinde. Etraf aydınlıktı belki de ama beni saran karamsarlıktan tek bir ışık hüzmesi bile giremiyordu içeri. Bu karamsarlık biraz da olsun geçene kadar yaklaşmamalıydı kimse yanıma. Kimse kapılmamalıydı bu karamsarlığa benden başka. Seni uyuşturmanın zamanı geldi beyin. Haklıysan da duymak istemiyorum artık seni.

 
 Uzak kalmak en iyisi. Belki de hiç olmamak.

8 Nisan 2012 Pazar

Kafamdaki Sözler

Ne zamandır beynimde dönüp duran, beni bazen çileden çileye koşturan ve bir yere yazmazsam eğer kurtulamayacağım düşünceler var kafamda. Dedim ki sevgili Umut, yaz ve kurtul? İşte başlıyoruz.

Geçen bir şeyi fark ettim. Bir benzetme yaptı beynim birden bire ve çok hoşuma gitti. Gitmeyen yürümeyen bir ilişki vücutta bulunan kanserli bir kütleye benziyor. Onunla yaşamaya ne kadar devam edersen o kadar kendinden çıkıyorsun, o kadar acı çekiyorsun ve o kadar hayatın zora gidiyor. Ameliyat olmaktan korkup böyle hayatını sürdürürsen iyice yayılıp seni öldürüyor. Ancak ameliyat olmayı göze alırsan ve ameliyattan sağ çıkarsan işte o zaman bir süre çok acı çekip sonrasında hayata daha güzel bakmayı başarıyorsun. O kütleyle uzun süre yaşadığın için onsuzluk garip geliyor belki en başlarda. Ancak sonrasında farkediyorsun ki onsuz kesinlikle daha mutlusun.

İnsanların elindeki şeylerden memnun olmayıp devamlı onlarda bir hata bulmaya çalışmaları beni deli ediyor. Kimi insan çok sorgucu. Evet elbette ki bir şey alırken sorgulayacaksın edeceksin ancak film izlerken bir şey yaparken "bu neden böyle yaa" sorusu sorulduğunda ben deliriyorum. Çünkü bu tarz soruların cevaplarını bilmek demek zaten filmi sen çekmişsin demektir. Bir yerde mantık hatası veya başka bir hata bulmak için uğraşınca filmden oyundan müzikten herhangi bir şeyden kesinlikle zevk alamazsın. İşte o yüzden bırak yap gitsin. O anı yaşa olsun bitsin. Kasma gevşe. Şşşşş sakin..

Duygusal açıdan devamlı bir dalgalanma halindeyim. Bir an aşırı mutluyken bir saniye sonra nedense duraklıyorum, üzüntü içindeyken bir anda gülme geliyor. Ancak aklımda olan bir şey de yok. Acaba deliriyor muyum?

Yeni insanlarla tanışmak için neler yapmak gerekiyor acaba? Barda, kafede bir anda yanlarına gidip muhabbetlerine katılabiliyor muyuz?

Kadınlardaki topuklu ayakkabı takıntısına bir çözüm bulmak gerekiyor. Bazıları sadece öyle güzel göründüğünü düşünüp ona göre giyiyor. Ancak arkadaş güzel görüneceğim diye o işkenceyi çekmenin ne gereği var? Ayrıca son dönemde öyle modeller çıkmış ki resmen dışarıdan Çin işkencesi gibi görünüyor. Çok yazık lan?

Beni kimse anlamadı. Şimdi anlayan olsa ve yanlış anlasa bunun için bir söz var. Ancak birini kimse anlamazsa o zaman bu suç anlatanda mıdır? Virgüllere dikkat edin anlatırken. Çok sakat o.

Bu internet üzerinden radyo yayını yapabiliyormuşuz sanırım. Ben de gireceğim bu işe! Karar verdim. Araya konuşma falan da koysam süper olur. Maksat eğlence değil mi arkadaş?

Karşımdaki insanın bir hamle sonrasında ne yapacağını kestirebiliyorum bazen. Bazen de paranoyaklığa vurup "böyle yapar mı ki?" , "neden böyle dedi ki şimdi? ne söylemek istiyor ki?" tadında takılıyorum.. Bana biri bir şey söyleyecekse karşımda konuşurken istediği kadar sarcastic olabilir onu anlarım ama mesajda,facebook'da falan gibi böyle yazı bazlı konuşulan şeylerde direk söyleyin niyetinizi yahu. Çözene kadar canım çıkıyor.

Geçenlerde oturdum yine var oluşu düşünüyorum. Çok garip yahu. Sen gel tek hücreden coşaaa coşa böyle kompleks bir yapı ol. Ki tek hücre bile ne kadar da kompleks. Sadece Endoplazmik Retikulum yeter. O isim bile karizmatik yahu. Şaka bir yana hala bana çok garip geliyor bu yapı. Acaba optimum olayımız bu mu? Tamam evrim devam ediyor tabi ki ama yani her canlıda mide bulunması, kalbi olması garip değil mi? Kalp yerine zoziği olan canlılar neden yok mesela? Kan pompalamayıp başka bir sistem ile kanı temizleyen canlı neden yok? Acaba başka gezegenlerde (sonuçta dünyaya çok benzeyen kaç tane gezegen bulundu) yine canlılar olsa, onlar da form olarak bize mi benzeyecek? Hadi göz sayısı burun tipi v.s bunları geçtim. Biz elimizi ayağımızı falan kullana kullana bu şekilde evrildik sonuçta. Yani ilk aletler bulunduğundan beri insanoğlu ellerini daimi kullanmaya başladı. Ama neden 2 el mesela? neden 2 bacak? bunlar neye göre değişiyor? Böcekten de evrilebilir miydik? Bir türün bu kadar zaman içinde sadece kendisinin evrilmesi benim çok ilgimi çekiyor. Bazen her ne kadar biraz south park'dan etkilenmiş de olsam bizi buraya uzaylıların bırakıp bırakmadığını düşünüyorum. Belki de biz orada da böyle bir türdük, başka canlılarla yaşarken aynı bu dünyaya yaptığımız gibi o gezegeni de mahvettik. Buna kızan uzaylılar "sizinle mi uğraşacağız lan?" diye kızıp bizi attı buraya? Olamaz mı? Saçma değil mi? Bence de.

Kızlar kendilerini güldüren erkeklere bayılırlar yalanını uyduran adam! Eğer öldüysen mezarını bulup üzerine işeyeceğim! Bu kuralı biraz daha spesifik hale getireceğim ama bak şimdi. Zaten yakışıklıysan, zaten kızın sende biraz da olsa gönlü varsa, komiklik şakalar falan yaparak tam anlamıyla bağlarsın olayı. Ancak görüşte etkileyemediysen istersen Cem Yılmaz ol, ne yazık ki bir şansın kalmıyor. Nereden mi biliyorum? Ben de o hayatı yaşayanlardanım. Grubun komik elemanı olmak sana sadece gülücük kazandırıyor. Hoş ben de komiklikle şakayla kendime bağlamak istemem kimseyi. Çünkü onlar anlık olaylar. En güzeli karşındaki insanla böyle derin muhabbetlere girebilmek. Off o çok iyi işte. Konudan konuya atla, bir tek orada atla bir yerden bir yere. Ha şöyle bir şey var bu arada. Adamın da hakkını yemek istemiyorum. Evet kızlar sever kendilerini güldüren erkekleri. Ama bir arkadaş gibi bir kardeş gibi bir kedi gibi. Odur yani olay. Devamı ne yazık ki komiklik şakayla olmuyor.

Zaman yolculuğu ne yazık ki daha bulunamadı arkadaşlar. Hatta bayağı da uzun bir süre bulunamayacak veya ben o bulunmadan önce genç bir yaşta öleceğim. İkisinden biri. Çünkü kendime bir söz verdim. Eğer zaman yolculuğu olacaksa kendimi de ziyaret edeceğim bir şekilde. Not bırakır bir şey yapardım yani. Ancak daha öyle bir şey gelmediğine göre demek ki yalan yahu. Off çok içim sıkıldı şimdi.

İnsanlık bende kalsın, Büyüklük bende kalsın laflarına çok tav oluyorum. Sen kimsin ya? Nasıl karar verebiliyorsun buna? Bu ne demek ben sana söyleyeyim, "benim düşündüğüm ve yaptığım şey kesinlikle doğru ben buna eminim ama senin yanlışını da tam anlamıyla yüzüne vurmayacağım ve bunu diyerek seni daha da ezeceğim." Bunu yapan insanda büyüklük sadece kendisinde. Kendisini öyle görmek istemesinde sorun. Ama hadi susayım yine büyüklük bende kalsın :D

Sevgilin varken farketmiyorsun o kadar ama sevgilin yokken bir de bakıyorsun herkesin sevgilisi var yahu? Çok ilginç. Büyük mutluluklar olsun sevgilisi olanlara.

Ben artık bir anda aşık olma olayına inanmıyorum. Kişiyi tanımadıkça senin aşk dediğin şey o gördüğün anki vücudunda salgılanan hormonların sende yarattığı etki yani. Kişiyi tanımadan "abi ilk görüşte aşık oldum" "ay ben sanırım aşık oldum" demek hiç bilmediğin bir yemeği görüp de sadece görüntüsüne bakıp uuu bu çok lezzetli demek gibi bir şey. Yaşamadan emin olamazsın. Onun yerine "bak şu kızdan çok hoşlandım" demek daha mantıklı değil mi? Bence önemli olan önce kişiyi tanımak, sonra tanıdığın kadarı sana uygun geliyorsa sevmek. Çünkü aşk bir çiçek gibi. Sen o sevgi tohumunu ekmezsen o aşk çıkmaz oradan. Büyü yetiştir ki aranda aşk diyebileceğin bir şey olsun.

Allah'ın 99 adı var ya, bunlardan biri "bebiş" olsa bence mükemmel olabilirmiş. Bebiş doğmamış ve doğrulmamıştır. Oku! Bebiş'in adıyla oku! Resmen mükemmel.

Sigara içmek insana çok garip bir tat katıyor. Cool değil, pis değil böyle bir garip. Hazır sigara içiyorken yapmak istediğim şeyler var. Mesela seks sonrası yatakta partnerinle beraber içmek. Çok özenmiştim buna filmlerde. Çok ilginç bir havası var. Hazır başlamışım şunu yapar bırakırım herhalde. Ya hoşuma giderse? Oooo sakat.

Bence paralel evrenler resmen var ya. Olmadığı ispatlanamaz. Teorisi de güzel. Paralel evren candır ya.. Saygımız vardır.

Omegle'ye girsem mi diye düşündüm şu anda. Ancak bir yerden sonra da devamlı penis görmek bayıyor. Bundan ne zevk alıyorlar bilmiyorum. Nasıl bir zihniyet bu? Bunun daha öncesi de hatta belki ilki Mirc zamanlarında vardı. Biz kız nicki ile girip milleti kafaya alıyorduk. Arkadaşım sanal seks nedir ya? Nasıl bir tatminsizlik bu? Nasıl bir insansın sen başka biri sana seksi şeyler yazınca kafayı yeyip de kendini tatmin ediyorsun? Çek otuzbirini otur aşağıya biz de adam gibi insanlarla konuşalım. Kimi zaman çok eğlenceli tipler çıkabiliyor.

Plak çalar arıyorum güzel bir şey. Bilen varsa bir dürtsün. Plak candır.

"Satırlarıma son verirken" dedi kasap.. Bu espri beni her seferinde benden alıyor. Türkçe'ye tapmak istiyorum. Muhteşem resmen.

Şaka maka bitti yahu. Artık aklıma geldikçe yazacağım. Bir sürü şey vardı kafamda nerede kaldı o sözler? Binbir renkli çiçekler? Nasıl da yakalamıştık saçlarından Bahar'ı? Bu şarkıdaki bahar kısmı Fatmagül olsaymış eğer "Fatmagül'ün suçu ne" de soundtrack olarak kullanılabilirmiş bak. Yeni geldi aklıma. Hadi öptüm sizleri Endoplazmik Retikulum'unuzdan.