Bu Blogda Ara

3 Mayıs 2012 Perşembe

Zamanın zamansızlığı ve yarattığı belkiler


 Soğuk bir bahar akşamında serinliğin verdiği ürpertiyle kendime geldim bir an. Kafamda hayatı sorgularken buldum kendimi. Neydim, ne oldum ve ne olacaktım şeklindeki sorularla ruhumu bunalttığımı farkettim. Herşeyi düşünmenin verdiği yorgunluğu hissettim kendimde. Vucüdum ağırlaşmış, düşüncelerim  soyutlaşmış, insanlardan uzaklaşmış bir halde, geçen zamanın geçtiğini bile farketmeden zamanın dışında kalmışçasına duruyordum öylece.

 Hayat nedir ki? diye sordu yine içimdeki ses. Sus dedim içimden. Artık bunu düşünmek istemiyorum. Bıktım senin bu zırvalamalarından. Sorgulanacak bir hayat mı yaşıyorum ki bu soruları sorayım. Ortalama bir insanım işte. Belki de daha altı. Hayatını birilerine birşeyler kanıtlamak ile geçiren, başkalarını düşünmekten kendini unutan, kısacası hayatı kendi için değil başkaları için yaşayan bir insandım işte. Neden ve Niye diye sormanın zamanı çoktan geçmişti bile artık belki de. Belki de yeni bir başlangıç yapmak ve artık kendin için yaşamanın, başkalarına uzattığın elleri toplamanın zamanı geçmiştir. Neden olmasın ki? 

 Bu düşüncelerle ilerlerken yine "neden" sorusuna takıldığımı farkettim. Sonu olmayan bir soruya bu kadar cevap aramamın ne kadar da anlamsız olduğunu düşündüm. Hayat "neden"e cevap bulamayacak kadar kısa. Sormak bile anlamsız. Belki de tam tersi. Bu soruyu sormadan geçirdiğimiz her an anlamsızdı. Bunun cevabını bile verebilecek kimsenin olmaması insanlığın yaşadığı çaresizliğin en küçük kanıtı olsa gerek dedim içimden.

 Müzikle ilgilendin ve olmadı. Resimle ilgilendin ve elinde patladı. Artık bu ergen saçmalıklarını bırakıp hayat kurayım dediğinde bile herşey için çok geçti. Peki doğru zamanı tutturabilmek diye bir şey var mıydı? Doğru zaman gerçekten de doğru muydu? Doğru denen şeyin doğru olduğuna o an karar verebilir miydim? Peki doğru oysa yanlış neydi? Bunları düşünürken aklım yine paralel evrenlere kaydı. Başka bir evrendeki ben daha güzel bir hayat yaşıyor olabilirdi. Üniversite sınavı öncesinde o kadar strese girmemiş ve daha önce yaptığı denemelerdeki gibi toplamda 3-4 yanlışla bütün testi bitirebilirdi. İstediği bölüme gidip orada muhteşem işler başarabilirdi. Belki sporu da bırakmaz ve güzel bir vucüda sahip olabilirdi. Herkesi el üstünde tutmayıp insanlara daha normal yaklaşabilir, kendi hayatını yaşayabilirdi belki de. 

  Bunların hepsinin hayal kırıklığı yaratan saçma düşünceler olduğunu farkettiğimde bir kademe daha yükseldi mutsuzluğum. Belki de böyle olmamı sağlıyordum. Bilerek yapıyordum. İmkansız şeyleri isteyip onları yapamayacağımı bu istediklerimin olamayacağını bile bile kendimi bu yola atıyordum. Buna bir dur deme şansım var mıydı? Sen kim üçgen vucüt kim, sen kim o güzel kızlarla çıkmak kim, sen kim hayatının aşkını bulmaya çalışmak kim, sen kim ileride kafandaki o saçma sapan mükemmel hayata ulaşmak kim, sen kim bir yerde gördüğün o muhteşem şeye sahip olabilmek kim, sen kim onu yapmak kim, sen kim x kim, sen kim y kim.. Kim kim kim kim kim..

 Yalnızlığın en güzel ve en kötü yanı kendinle başbaşa kalmak. Kendimle barışık olsam belki de en güzeli olurdu bu yalnızlık. Acaba sevmediğim ve bana kötü gelen ben miyim yoksa yaptığım seçimler mi? Beni ben yapan yaptığım seçimlerse zaten o zaman aynı kapıya çıkıyor aslında. 

 Lanet olsun ki yine düşündüm. Düşünmek istemeden düşündüm. Var olduğum için düşündüm çünkü düşündüğüm için vardım. Durdum kendi kendime ve dedim ki ben kimim? Ben neyim? Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim demişler. Kim demişse çok ağır yalan söylemiş. Etrafa baktığımda herkesin bir olayı var. Onları insanların yanında tutan, insanların onlarla beraber olmasını istediği özellikleri. Sonra kendime baktım ve bir bok olmadığını farkettim. Beni özel kılan hiçbir şey yok.
-Belki de dedim komik olmam mı?
"Salak" dedi bir tarafım, komik olmansa eğer bu berbat bir şey değil mi? Arkadaş grubundaki şaklabansın, palyançosun, soytarısın ve işte o kadarsın. Sıfatları düşündüm.
-Zeki mi?
*Senden daha zekileri var ve sen de ortalamanın üstü sayılmazsın. Bu değil.
-Yakışıklı mı diye demeden direk gitti bile soru.
*Düşünme bile dedi bir yanım kahkahalar içinde. Sen mi? HAH!
-Müzisyen tadı?
*ı ıh. Alakan yok.
-Sofistike şeyler konuşan böyle Filozof falan tadında?
*Soytarısın dedik ya. Kaç filozof soytarı gördün?
-Yemekler falan? Bak onu iyi yapıyorum ama?
*Ee bu sana ne kattı? İnsanlar seni yemeklerinle anıyorsa neden aramıyor kimse seni bu yüzden? Neden sormuyorlar?
-O zaman tek bir şey kalıyor. Katalizörüm ben sadece, aradaki tampon çözelti, kullan at makinesi, bir paket selpak..
* Hah şunu bileydin. Sen kendini vazgeçilmez sandın. Sen insanlardan vazgeçmedin ama hangisi senden vazgeçmez ki? Sen bir hiçsin. Evrende bir toz zerreciği kadar bile değerin yok belki de. Yarın ölsen kaç gün ağlarlar arkandan? Kaçı özler seni? Kaçı hatırlar yıllar sonra. Belki o zaman bir yararın dokunur ama insanlığa. Toprağa karışır gidersin. Belki bir çiçeğe belki de bir böceğe hayat verirsin. İşte değerin ancak o kadar.
-KAPA ÇENENİ ARTIK YETER! diye bağırmak istedim. Kafa tasımı açıp içinden o yaygaracı ve alaycı beynimi çıkarıp yumruklamak istedim. Ama ya haklıysa diye düşündüm. Yine düşündüm.

 Bu uzun konuşmadan sonra sustu beyin. Haklılığının keyfini sürermişçesine takılıyordu her zamanki yerinde. Etraf aydınlıktı belki de ama beni saran karamsarlıktan tek bir ışık hüzmesi bile giremiyordu içeri. Bu karamsarlık biraz da olsun geçene kadar yaklaşmamalıydı kimse yanıma. Kimse kapılmamalıydı bu karamsarlığa benden başka. Seni uyuşturmanın zamanı geldi beyin. Haklıysan da duymak istemiyorum artık seni.

 
 Uzak kalmak en iyisi. Belki de hiç olmamak.

8 Nisan 2012 Pazar

Kafamdaki Sözler

Ne zamandır beynimde dönüp duran, beni bazen çileden çileye koşturan ve bir yere yazmazsam eğer kurtulamayacağım düşünceler var kafamda. Dedim ki sevgili Umut, yaz ve kurtul? İşte başlıyoruz.

Geçen bir şeyi fark ettim. Bir benzetme yaptı beynim birden bire ve çok hoşuma gitti. Gitmeyen yürümeyen bir ilişki vücutta bulunan kanserli bir kütleye benziyor. Onunla yaşamaya ne kadar devam edersen o kadar kendinden çıkıyorsun, o kadar acı çekiyorsun ve o kadar hayatın zora gidiyor. Ameliyat olmaktan korkup böyle hayatını sürdürürsen iyice yayılıp seni öldürüyor. Ancak ameliyat olmayı göze alırsan ve ameliyattan sağ çıkarsan işte o zaman bir süre çok acı çekip sonrasında hayata daha güzel bakmayı başarıyorsun. O kütleyle uzun süre yaşadığın için onsuzluk garip geliyor belki en başlarda. Ancak sonrasında farkediyorsun ki onsuz kesinlikle daha mutlusun.

İnsanların elindeki şeylerden memnun olmayıp devamlı onlarda bir hata bulmaya çalışmaları beni deli ediyor. Kimi insan çok sorgucu. Evet elbette ki bir şey alırken sorgulayacaksın edeceksin ancak film izlerken bir şey yaparken "bu neden böyle yaa" sorusu sorulduğunda ben deliriyorum. Çünkü bu tarz soruların cevaplarını bilmek demek zaten filmi sen çekmişsin demektir. Bir yerde mantık hatası veya başka bir hata bulmak için uğraşınca filmden oyundan müzikten herhangi bir şeyden kesinlikle zevk alamazsın. İşte o yüzden bırak yap gitsin. O anı yaşa olsun bitsin. Kasma gevşe. Şşşşş sakin..

Duygusal açıdan devamlı bir dalgalanma halindeyim. Bir an aşırı mutluyken bir saniye sonra nedense duraklıyorum, üzüntü içindeyken bir anda gülme geliyor. Ancak aklımda olan bir şey de yok. Acaba deliriyor muyum?

Yeni insanlarla tanışmak için neler yapmak gerekiyor acaba? Barda, kafede bir anda yanlarına gidip muhabbetlerine katılabiliyor muyuz?

Kadınlardaki topuklu ayakkabı takıntısına bir çözüm bulmak gerekiyor. Bazıları sadece öyle güzel göründüğünü düşünüp ona göre giyiyor. Ancak arkadaş güzel görüneceğim diye o işkenceyi çekmenin ne gereği var? Ayrıca son dönemde öyle modeller çıkmış ki resmen dışarıdan Çin işkencesi gibi görünüyor. Çok yazık lan?

Beni kimse anlamadı. Şimdi anlayan olsa ve yanlış anlasa bunun için bir söz var. Ancak birini kimse anlamazsa o zaman bu suç anlatanda mıdır? Virgüllere dikkat edin anlatırken. Çok sakat o.

Bu internet üzerinden radyo yayını yapabiliyormuşuz sanırım. Ben de gireceğim bu işe! Karar verdim. Araya konuşma falan da koysam süper olur. Maksat eğlence değil mi arkadaş?

Karşımdaki insanın bir hamle sonrasında ne yapacağını kestirebiliyorum bazen. Bazen de paranoyaklığa vurup "böyle yapar mı ki?" , "neden böyle dedi ki şimdi? ne söylemek istiyor ki?" tadında takılıyorum.. Bana biri bir şey söyleyecekse karşımda konuşurken istediği kadar sarcastic olabilir onu anlarım ama mesajda,facebook'da falan gibi böyle yazı bazlı konuşulan şeylerde direk söyleyin niyetinizi yahu. Çözene kadar canım çıkıyor.

Geçenlerde oturdum yine var oluşu düşünüyorum. Çok garip yahu. Sen gel tek hücreden coşaaa coşa böyle kompleks bir yapı ol. Ki tek hücre bile ne kadar da kompleks. Sadece Endoplazmik Retikulum yeter. O isim bile karizmatik yahu. Şaka bir yana hala bana çok garip geliyor bu yapı. Acaba optimum olayımız bu mu? Tamam evrim devam ediyor tabi ki ama yani her canlıda mide bulunması, kalbi olması garip değil mi? Kalp yerine zoziği olan canlılar neden yok mesela? Kan pompalamayıp başka bir sistem ile kanı temizleyen canlı neden yok? Acaba başka gezegenlerde (sonuçta dünyaya çok benzeyen kaç tane gezegen bulundu) yine canlılar olsa, onlar da form olarak bize mi benzeyecek? Hadi göz sayısı burun tipi v.s bunları geçtim. Biz elimizi ayağımızı falan kullana kullana bu şekilde evrildik sonuçta. Yani ilk aletler bulunduğundan beri insanoğlu ellerini daimi kullanmaya başladı. Ama neden 2 el mesela? neden 2 bacak? bunlar neye göre değişiyor? Böcekten de evrilebilir miydik? Bir türün bu kadar zaman içinde sadece kendisinin evrilmesi benim çok ilgimi çekiyor. Bazen her ne kadar biraz south park'dan etkilenmiş de olsam bizi buraya uzaylıların bırakıp bırakmadığını düşünüyorum. Belki de biz orada da böyle bir türdük, başka canlılarla yaşarken aynı bu dünyaya yaptığımız gibi o gezegeni de mahvettik. Buna kızan uzaylılar "sizinle mi uğraşacağız lan?" diye kızıp bizi attı buraya? Olamaz mı? Saçma değil mi? Bence de.

Kızlar kendilerini güldüren erkeklere bayılırlar yalanını uyduran adam! Eğer öldüysen mezarını bulup üzerine işeyeceğim! Bu kuralı biraz daha spesifik hale getireceğim ama bak şimdi. Zaten yakışıklıysan, zaten kızın sende biraz da olsa gönlü varsa, komiklik şakalar falan yaparak tam anlamıyla bağlarsın olayı. Ancak görüşte etkileyemediysen istersen Cem Yılmaz ol, ne yazık ki bir şansın kalmıyor. Nereden mi biliyorum? Ben de o hayatı yaşayanlardanım. Grubun komik elemanı olmak sana sadece gülücük kazandırıyor. Hoş ben de komiklikle şakayla kendime bağlamak istemem kimseyi. Çünkü onlar anlık olaylar. En güzeli karşındaki insanla böyle derin muhabbetlere girebilmek. Off o çok iyi işte. Konudan konuya atla, bir tek orada atla bir yerden bir yere. Ha şöyle bir şey var bu arada. Adamın da hakkını yemek istemiyorum. Evet kızlar sever kendilerini güldüren erkekleri. Ama bir arkadaş gibi bir kardeş gibi bir kedi gibi. Odur yani olay. Devamı ne yazık ki komiklik şakayla olmuyor.

Zaman yolculuğu ne yazık ki daha bulunamadı arkadaşlar. Hatta bayağı da uzun bir süre bulunamayacak veya ben o bulunmadan önce genç bir yaşta öleceğim. İkisinden biri. Çünkü kendime bir söz verdim. Eğer zaman yolculuğu olacaksa kendimi de ziyaret edeceğim bir şekilde. Not bırakır bir şey yapardım yani. Ancak daha öyle bir şey gelmediğine göre demek ki yalan yahu. Off çok içim sıkıldı şimdi.

İnsanlık bende kalsın, Büyüklük bende kalsın laflarına çok tav oluyorum. Sen kimsin ya? Nasıl karar verebiliyorsun buna? Bu ne demek ben sana söyleyeyim, "benim düşündüğüm ve yaptığım şey kesinlikle doğru ben buna eminim ama senin yanlışını da tam anlamıyla yüzüne vurmayacağım ve bunu diyerek seni daha da ezeceğim." Bunu yapan insanda büyüklük sadece kendisinde. Kendisini öyle görmek istemesinde sorun. Ama hadi susayım yine büyüklük bende kalsın :D

Sevgilin varken farketmiyorsun o kadar ama sevgilin yokken bir de bakıyorsun herkesin sevgilisi var yahu? Çok ilginç. Büyük mutluluklar olsun sevgilisi olanlara.

Ben artık bir anda aşık olma olayına inanmıyorum. Kişiyi tanımadıkça senin aşk dediğin şey o gördüğün anki vücudunda salgılanan hormonların sende yarattığı etki yani. Kişiyi tanımadan "abi ilk görüşte aşık oldum" "ay ben sanırım aşık oldum" demek hiç bilmediğin bir yemeği görüp de sadece görüntüsüne bakıp uuu bu çok lezzetli demek gibi bir şey. Yaşamadan emin olamazsın. Onun yerine "bak şu kızdan çok hoşlandım" demek daha mantıklı değil mi? Bence önemli olan önce kişiyi tanımak, sonra tanıdığın kadarı sana uygun geliyorsa sevmek. Çünkü aşk bir çiçek gibi. Sen o sevgi tohumunu ekmezsen o aşk çıkmaz oradan. Büyü yetiştir ki aranda aşk diyebileceğin bir şey olsun.

Allah'ın 99 adı var ya, bunlardan biri "bebiş" olsa bence mükemmel olabilirmiş. Bebiş doğmamış ve doğrulmamıştır. Oku! Bebiş'in adıyla oku! Resmen mükemmel.

Sigara içmek insana çok garip bir tat katıyor. Cool değil, pis değil böyle bir garip. Hazır sigara içiyorken yapmak istediğim şeyler var. Mesela seks sonrası yatakta partnerinle beraber içmek. Çok özenmiştim buna filmlerde. Çok ilginç bir havası var. Hazır başlamışım şunu yapar bırakırım herhalde. Ya hoşuma giderse? Oooo sakat.

Bence paralel evrenler resmen var ya. Olmadığı ispatlanamaz. Teorisi de güzel. Paralel evren candır ya.. Saygımız vardır.

Omegle'ye girsem mi diye düşündüm şu anda. Ancak bir yerden sonra da devamlı penis görmek bayıyor. Bundan ne zevk alıyorlar bilmiyorum. Nasıl bir zihniyet bu? Bunun daha öncesi de hatta belki ilki Mirc zamanlarında vardı. Biz kız nicki ile girip milleti kafaya alıyorduk. Arkadaşım sanal seks nedir ya? Nasıl bir tatminsizlik bu? Nasıl bir insansın sen başka biri sana seksi şeyler yazınca kafayı yeyip de kendini tatmin ediyorsun? Çek otuzbirini otur aşağıya biz de adam gibi insanlarla konuşalım. Kimi zaman çok eğlenceli tipler çıkabiliyor.

Plak çalar arıyorum güzel bir şey. Bilen varsa bir dürtsün. Plak candır.

"Satırlarıma son verirken" dedi kasap.. Bu espri beni her seferinde benden alıyor. Türkçe'ye tapmak istiyorum. Muhteşem resmen.

Şaka maka bitti yahu. Artık aklıma geldikçe yazacağım. Bir sürü şey vardı kafamda nerede kaldı o sözler? Binbir renkli çiçekler? Nasıl da yakalamıştık saçlarından Bahar'ı? Bu şarkıdaki bahar kısmı Fatmagül olsaymış eğer "Fatmagül'ün suçu ne" de soundtrack olarak kullanılabilirmiş bak. Yeni geldi aklıma. Hadi öptüm sizleri Endoplazmik Retikulum'unuzdan.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Türk Halkına Açık Mektup

Sevgili Türkiye,

Öncelikle son olaylardan da esinlenerek sizlere seslenmek istiyorum Futbola gönül vermiş taraftar adı altında dolaşan insanlar.Sizler her ne kadar maça gitmenin stres azaltan bir şey olduğunu ve orada deşarj olduğunuzu düşünseniz de ne yazık ki bu doğru değil. Ayrıca anlamıyorum, bir takım tutmanın size sağladığı yarar nedir? Eğer Türkiye'de futbol olmasaydı bu kadar boş genç ne yapacaktı diye düşündünüz mü hiç? Kendileri için belki de yararlı bir şeyler yapacaklardı..

Son dönemde Futbola "ırkçılığın biraz daha gelişmiş göze batmayan hali" şeklinde bakmaya başladım..Aslında bu tam olarak futbolda değil neredeyse tüm sporlarda var (Bkz : Buz Hokey'i taraftar ve saha içi kavgalar) ancak Türkiye'de en gelişmiş en fazla taraftara sahip spor Futbol. Eğer bir takımın taraftarı başka bir takımın taraftarını sadece tuttuğu takım yüzünden öldürüyor,dövüyor veya rencide ediyorsa bu ırkçılığın değişik bir çeşidi değil midir? Sadece keyif için oynanıp izlenmesi gereken bir şeyin insanları birbirine düşürmesi doğru mudur?

Dün Fenerbahçe maçından sonra Bostanlı'dan Mavişehir'e yürüyerek döndüm..Gördüğüm manzara aslında beklediğimden pek farksız değildi. Devamlı korna çalarak gezen, arabalardan dışarı sarkan, çığlık çığlığa bağıran ancak takımları şampiyon olduğu için ellerine herhangi bir şey geçmediğini anlayamayan insan topluluğu. Hatta motorla geçen iki şahıs "sen neden sevinmiyon lan *mına koduum" şeklinde bir çıkışma sergiledi şahsıma. "S*ktir lan" demekte buldum çareyi.Hiçbir takıma halkın para vermekten başka bir etkisi yok. Ürettikleri ürünleri alıp para kazandırdığınız bu takımlar şampiyon olunca sizlere geri herhangi bir şey vermiyor. Yaya şeridine bu stadlarda kullanılan ve duman çıkaran meşalelerden atmak "kutlama" adı altında ne yazık ki geçmiyor. Trafiğin ortasında arabaları durdurarak çığlık çığlığa bağırmak gerçekten de hiç zekice durmuyor.

Eğer Futbola bu kadar önem veriyorsanız taraftar olarak o zaman takımınızın "güçlenmesinin" tek çözümünün milyar dolarlar verip alınan yabancı futbolcular değil, Türkiye'den çıkacak olan alt yapıdaki oyuncular da olduğunu unutmayın. Türk Milletinin Futbolda kendini gösterdiği tek yer Dünya Kupası ve ne yazık ki oraya koyulan futbolcular da git gide azalıyor.%70'i yabancı bir Türk Liginde şampiyon olan takımınız için sevinecekseniz de Türklüğünüzden vazgeçip yabancılar gibi medeni bir sevinme içersine girin.

Ama bu hep böyle değil mi? Bütün bir hayatı boyunca her şeyden dert yanan,benzindeki zammı protesto eden, yol yapımındaki gürültülerden şikayetçi olan,her kutlama veya silah atılan düğün sonrası "bir daha olmasın bu çok kötü bir şey" diye bas bas bağıran insan kitlesinin her saçma olayda tekrar başa sarması ne kadar da ironik bir şey değil mi? Zamanında bindiğim bir taksinin şöförü bana " yanlış anlamazsan bir söz vardır onu söylemek isterim. Din ve Futbol halkın afyonudur." demişti.Haklıydı da. İnsanların özellikle de kendini taraftarlığa hatta holiganlığa adamış, gelecek hakkında hiçbir beklentisi olmayan gençlerin, bu geleceklerini ellerinden kimin aldığını öğrenmektense gidip bu sinirlerini ve belki de başka olaylara,kişilere duydukları nefretlerini maçlarda karşı tarafın taraftarından çıkarmaları kaçınılmaz oluyor. Her şey öncelikle ailede sonra da ailelerden ve bireylerden oluşan toplumda başlıyor.

Uyurken sayıklayan bir milletiz. Her şeyin gözümüzün önünde olmasına rağmen hala gözlerini elleriyle kapatanların büyük bir çoğunlukta olmasıdır her şeyin nedeni. Görse de ses çıkarmayan, sesi çıkmayan bir millet haline geldik. Ama bunu bize kimse yapmadı, biz kendimize yaptık. Zaten bunların hepsi bildiğiniz şeyler. Zenginler daha zengin, fakirler daha fakir, namussuzlar daha da aç ve namuslular da sadece numara yapan namussuzlar. Din,Müslümanlık yalanları altına sığınarak insanların ceplerinde ve ellerinde ne varsa alan, insanları kullanan bu insanların da aslında kukla olması en alt tabakayı ne yapıyor?

Din'e hala inananların olmasına ilginç bir şekilde şaşıyorum.Mantıklı bir biçimde oturup okuyup her şekilde inceleyip hiçbir mantık hatası bulmamak biraz gözü kapalı inanmaya girmiyor mu?21 Mayıs 2011 fiyaskosu sonrası İncil büyük bir darbe daha yedi. Adamın biri tüm aile serveti ve diğer insanların bağışları olan 140.000 doları radyodan "kıyamet günü" anonsu yaptırmak için harcamış. Sonrasında "ben İncilin dediğini yaptım sadece" diyerek salaklığını daha da büyük bir salaklıkla örtmeye çalışması da bir bakıma eğlenceli.. Hatta buyrun izleyin http://www.youtube.com/watch?v=tsN50hB8x_M&feature=player_embedded Müslümanlığa kimse kıl kondurmuyor. İşin kötü yanı öldükten sonra "bakın biz haklıydık" diyerek bunu inananların yüzüne vuramayacak olmamız. Her olay için duaya koşan sevgili halkımıza en son bir bakanın "katlı otoparklar yıkılır inşallah" diye ettiği dua eklendi. Muhteşem bir toplum olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.

Din özellikle son zamanlarda çok fazla silah niyetine kullanılmaya başlandı. Eskiden sadece toplumu baskı altında tutmak ve gelişimlerini engellemek adına kullanılan "din" artık kitle imha silahı olarak bile kullanılabiliyor (Bkz: İsrail - Filistin). Ancak iş Ateist'lere gelince her din bir anda birlik olabiliyor. Bill O'Reilly isimli Amerikan televizyonlarında uzun zamandır program yapan şahsın "American Atheists" adlı bir grubun başkanı ile yaptığı konuşmanın ne kadar saçma olduğuna dikkat ettiniz mi hiç? http://www.youtube.com/watch?v=2BCipg71LbI izlemeyenler için buyrun. Eğer izlediyseniz farkına varacaksınızdır ki Dave Silverman'ın söylediklerinin mantıklı oluşu karşısında kendisine söz hakkı bile tanımayan bu adam kesinlikle çok güzel bir biçimde "dindar" kavramını açıklamaktadır. Kendi düşünceleri dışında hiçbir şekilde başka bir düşünceye beyinlerinde yer olmayan ve açık fikirliliğe "günah" gözüyle bakan bu gözü karartılmış insanlar sadece Türkiye'nin değil Dünya'nın gelişmesine de engel oluyorlar.

Türkiye'yi artık kurtarmanın bir yolu var mı bilmiyorum. Herkesin başka bir ülkeyi model olarak aldığı, düşünce yapısının artık bizden çıktığı ve bizi yönetenlerin başkaları tarafından yönetildiği bu ülkenin sadece adı Türkiye artık. Bunca zamandır Kürt'lerle beraber yaşarken bir anda dürtülerek "şş sizin neden televizyonunuz olmasın, neden diliniz okullarda gösterilmesin" şeklinde provokasyonlarla kendi küçük devletlerini başka isimlerde kurmaya çalışıyorlar.PKK denilen Amerika tarafından büyük bir şekilde desteklenen bir terör örgütü ile savaş içerisindeyiz. Devletin kolundan tutup zorla askere aldığı gençleri dağlarda şehit eden bu insanları "Kürt Açılımı" adı altında kırmızı halı ile karşılamak mantıklı mıdır?İnsanların zorla damarına basarak onları toplumsal olaylardan uzaklaştırmak nasıl bir düşüncedir? Gerçekten de görevini yapmaya çalışan bir Polis memuruna "milletvekilliğine" sığınarak tokat atmak sadece milletvekilliğine değil insanlığa sığmaz.Dokunulmazlık kalkanı altında binlerce suç işleyen bu milletvekilleri aldıkları bu ünvanı haketmiyorlar. Tatile çıkan memurlara maaş verilmediği halde Meclisi tatile çıkarmalarına rağmen tam maaş alan bu aç gözlü insanlar açın halinden nasıl anlayabilir ki?

Ben Türk olduğum için gururluyum ve Atatürk'ün dediği gibi ilim Çinde bile olsa gidip alırım gerekirse. Batılaşma sürecini "Dinden çıkış" olarak algılayan sevgili geri kafalı insanlara sesleniyorum, zamanında şeytanın icadı dediğiniz televizyonun kölesisiniz hepiniz. Bir dediğiniz bir dediğinizi tutmuyor. Sabah namazını kılıp akşama rakı içip karısını döven biri olarak yaşayan birer ironisiniz hepiniz. Ama suç sizde mi? Hepimizin Adem ve Havva'dan geldiğine inanmışsınız. Adem yaratılmış ilk.Yani Erkek! Sonra bir kaburgasından Havva yaratılmış. Erkek hep üstte tutulmuş, Kadın hep aşağılanmış. Peki neden? Erkekler gerçekten de her daim mükkemmel yaratıklar mı? Madem öyleyiz neden 2 meme görünce tekrar evrilmemiş halimize dönüyoruz?

"Hey bakın sizi ben yarattım, al hatta cennete de koydum ama sakın oradaki ağaçtan elma yemeyin." Şu cümledeki hataları gösterecek var mı?Eşcinselleri dışlayan bir toplum tam da Allah/Tanrı'nın istediği gibi midir? Bu insanlara hasta gibi davranmak dininizce caiz midir? Hani Tanrı/Allah'ın yarattığı her şey güzeldi? Farkında olmadan yaratılıyor önceden planlanmış bir hayatı yaşıyor ve sonunda nasıl yaşayıp yaşamadığına göre "Cennet'e" veya "Cehennem'e" yollanıyorsun..E yaratma o zaman? Eğer nereye göndereceğini zaten biliyorsan gönderme? Ayrıca kimse de gelip bana "seçme şansı veriyor ama" demesin. Seçme şansı verse bile senin neyi seçeceğini bilmiyor mu? Bile bile neden seni yaratıp cehenneme göndersin arkadaşım? Ayrıca iyi bir insan bile olsan ona inanmayınca da direk cehenneme gidiyorsun..Ego'ya bak..vay vay vay.. Hayvanların ruhu yokmuş. Onlara cennet ve cehennemde yer olmuyormuş..Hmm..Aşırı mantık kaybınan ölmesi gerekirken hala nasıl hayatta bu gerçekten şaşkınlık içerisindeyim..

12 Haziran'da seçim var ve Parti liderleri birbirine bok atmaktan başka hiçbir şey yapmıyor. Ama sonuçta insanların istediği de bu. Televizyonda gördükleri reality showlar olsun, diziler olsun hepsinde bir diğerine bok atan hep popüler hep üstte. Tamamiyle bir senaryoya bağlı olan ve rol yeteneği düşük insanlarca gerçekleştirilen reality showlar şu an bu liderlerin yaptığı şeye aynen benzemiyor mu?

İşsizlik mi var,Halk aç mı,Polisin uyguladığı bu orantısız güç ne olacak,Dış borç nereye gidiyor,Çiftçinin hali nedir,İç borç 20 ye nasıl katlandı,özelleştirilen yerlerden gelen para nerde? şeklindeki soruların hiçbiri meydanlarda konuşulmuyor. Ergenekon dediler,Ordu'nun %70'ini içeri tıktılar.Çoğu da haklı sebeplerden girdi.Ona lafım yok. Ancak bu Ergenekonu bu kadar halkın gözü önünde yapmaya ne gerek vardı? Ben söyleyeyim ne gerek olduğunu; kendisine karşı gelen insanların bir açığını yakaladığında gözünün yaşına bile bakmadı. Soğuk kanlı bir katil gibi avına kitlendi ve önüne çıkan engelleri bir bir yok etti. Bir ara bir Deniz Feneri araştırması vardı hatırlayan var mı? Hani dini olaylarla insanları dolandıranlar. Erdoğan da işin içindeydi. Ne oldu o dosyaya? Lafı geçti mi hiç? Hayır. Hatırlayan var mı? Evet. Soran var mı? Hayır.

Baş örtüsüyle üniversitelere girilmez dendi. "Ananı da al git" dediği çiftçiye az bile olsa sempati duymayan bu adam neden bir anda baş örtüsünü bu kadar savundu? Onlar neden anasını alıp gitmediler? Çünkü bu Türk halkında büyük bir yüzde idi. Eğer bunu medyaya sunarsa bu yeme herkes gelecek ve onun kafası daha da rahat olacaktı. İlk zamanlar böyle küçük yemlerle falan giderken en sonunda medyanın da hakimi oldu. Karşısında duran rakibine saçma sebeplerden cezalar kestirdi. Şimdi de İnternetimizi kesecek. İnsanların fikirlerini özgürce yazabildiği, araştırma yapabildiği bu sonsuz okyanusu küçük bir dereye dönüştürmek ne kadar zekice bir şeydir? Toplum ayaklansa, insanlar bu konuya karşı çıksa da "orantılı güç" kullanan polisler tarafından dövülerek davalarından vazgeçmeleri söyleniyor. YGS'de göz göre göre yapılan hatalar diğer sınavlardaki sorumsuzluklar ve haksız yapılan atamalar halka mal edilirken buna karşı ayaklanan öğrencilere şiddetli bir şekilde sus dendi. "5000 öğrenciyse ben de kendi 10.000'imi çıkarırım karşılarına" diye bir liseli ağzıyla ve ilkokul mantığıyla hareket eden bu kişi bizim, evet hepimizin Başbakanı.

Şimdi ben bu kadar şey yazdım ancak bu ne bir yerde yayınlanacak, ne bir insanı aydınlatacak..Zira bunu okuyan sizler zaten bunları bilen insanlar olacaksınız. Ha bir mucize olur da bu not bir çok kişi tarafından okunarak en azından 1 kişide bile fikir değişimine yol açarsa amacıma ulaştım demektir.Tabi bu tarz sitelerin ve insanların her daim devlet kontrolünde olduğunu düşünürsek bu bir şekilde okunur da beni yine bir şekilde kendilerine bir tehtid olarak görürlerse bakarsınız şansım yaver gider ve kaza süsüyle öldürülürüm. Eğer böyle bir şey olursa gazetelere bu yazıyı gönderin.Abarttığımın farkındayım ama sadece önlem alıyorum. Yollarda dikkatli giderim çok da ağır bir kaza yapmam.Araba çıkma ihtimali olan yerlerde beklerim.Bir şey olur da yok olursam birden bire o zaman da polis beni içeri almış demektir.peeh.Saçmaladım iyice.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Dizileştiremediklerimizden misiniz?

Facebook'da Di mi John adlı arkadaş çok güzel bir status yazmıştı kendine :

"öyle bir geçer zaman ki: duygusal porno. ali karakteri cezasız kaldıkça, türk toplumu ali'nin yaptıklarını "kadın sevmek, delikanlılık" bahanesiyle mazur görüp içselleştirecektir. ya iptal edilsin, ya da süresi 45 dk'ya çekilen dizilerden ilki olsun." şeklinde..Bunu görüp de hak vermemek elde bile değildi..Ben de altına bir yorum yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim :

"
Ondan öncesinde yıllardır hüküm süren ve "bakın bakın adam öldürüp hapse girince mafya babaları sizi yanlarına alıp takım elbiseler ve lüks arabalarla donatıyorlar ve uyuşturucu gerçekten çok güzel bir şey" gibisinden yalanlarla insanlara "biz devleti eleştiriyoruz,bu dizide anlatılanların altında yatan olaylar ve isimlere gönderme yapıyoruz" şeklinde bir bahaneyle hala yayını sürdürülen Kurtlar Vadisi adlı Bilim-Kurgu dizisinin komple kalkması lazım.

Türk toplumunun "Muhteşem Yüzyıl" adı altında yayınlanan Hürrem Sultan ve Kanuni Sultan Süleyman'ın aşk hikayesine dayandırılan ancak Dizinin senaryosunun tarihten ibaret olduğunun bilindiği bu diziyi her hafta "acaba bu hafta ne olacak? acaba Hürrem'in kaç çocuğu olacak" şeklindeki araştırmadan uzak beyinlerden oluştuğunu düşünürsek, Öyle Bir Geçer Zaman Ki de bunların bir yan etkisi olarak ortaya çıkış gösterebiliyor.

Yabancı ülkelerde yayınlanıp reyting rekorları kıran -ki bu genelde Amerika oluyor (hani %70'i gerizekalı olan toplum)- her türlü projeyi sadece para kazanmak adına topluma sunan bu zihniyeti besleyen insanlar oldukça bunların olması çok normal.

Türkiye'de kaliteli bir dizi yapılması zor..

Dizilerde kesinlikle olması gereken şeyler :

Dizi ne dizisi olursa olsun : insanların kendinden küçük görebileceği, zeka olarak onlara üstünlük sağlama adında onları tatmin edecek salak bir yetişkin veya olayları anlamayan ve rol yapmayı başaramayan bir çocuk

Duygusal dizi : Birbirine aşık ama kavuşamayan,birbirini seven ama söyleyemeyen,başkasıyla evli olup da aşk yaşayan insanların dramları ve hüzünleri. Bu iki seven arasına giren dizide kötü olarak gösterilen bir adam ve/veya kadın..Her bölüm sonu kesinlikle dizi izleyenlerine "şok" yaşatacak saçma bir olay..

Komedi adı altında saçmalayan diziler : Her daim espri yapmaya çalışan ancak başaramayan tipler, "catchphrase" kullanması için yaratılmış gerçek anlamda gerizekalı ve insanları hiçbir şey yapmadan güldüren insan modeli, duygusal çeşitli anlar..

Mafya/Suç dizileri : Sert görünüşlü olduğunu düşünüp rol yapmaya gereği kalmadığını farkeden ve sadece duran başrol oyuncuları, Saçma silah sahneleri, Çeşitli özlü sözler ve öğütler veren yaşlı bir amca, garip garip planlar, fuhuşturucular, aşk duygusallık ve yine insanları güldürmesi için konan bir/birkaç zavallı..

Zaten başka da dizi yapmıyoruz..Kısacası Türkiye'deki tvden pek bir şey beklememek lazım..Namusu için adam öldüren insanların izlediği Behlül ile Bihter (dizinin adını unuttum) çifti nasıl bu kadar ünlü oldu o zaman?Kadının kocasını aldatması nasıl böyle bir beğeniyle izlendi? Yani Türk toplumu her zaman için "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" düşüncesi ile ilerleyecek ve Behlül'ler Bihter'lerle iş pişirmeye,Ali'ler tecavüz etmeye,Polatlar helikopterden minigunlarla ateş etmeye, her kurşundan ve devletten kaçmaya, Muhteşem Yüzyıl insanları tarihten koparmaya ve Türk Televizyonu kalitesizleşmeye devam edecek.."

Umarım beğenirsiniz.

13 Ağustos 2010 Cuma

Bir Dönemin Bitişi..as you call "ending of an era"

Sabah kalkıp diyetisyene kan vermeye gittim..evet..artık kilo sorununa kesin bir çözüm bulma amaçlı diyetisyene başvurdum..sporla da harmanlayınca gayet muhteşem olacak.6 ay sürecek bu diyetisyenle olan ilişkim..4 ayı kilo verme (20 kilo) 2 ayı koruma..ki korumada da bir 4-5 kilo veririm diye düşünüyorum..

Her neyse..diyetisyenden çıktıktan sonra bir kahvaltı yapayım bir de nargile içeyim bir yandan da dün indirdiğim Toy story 3 ü izlerim diye düşündüm..oturdum kaffeye..başladım izlemeye..gayet eğlenceli geçen 1 saat 15 dakikadan sonra filmin üzücü sahneleri geldi..gözlerim doldu..ağlamak üzereydim..bir yandan kendimi tutuyorum bir yandan da izlemeye devam ediyorum..boğazımda düğümlendi resmen gözyaşlarım..belki de küçüklüğümden bu yana beni bu kadar eğlendiren bu " sahibine sağdık oyuncaklar"ın sonuna geldiği için miydi?neyse neydi bilmiyorum ancak feci derecede hüzünlendim yahu..en son sandımca sweeney todd'da ağlamıştım sonunda..başka da olabilir ağladığım emin değilim..